BİR FİLM: ZORBA.
443 Kere Okundu

Antisosyal kişilik bozukluğu
BİR FİLM: ZORBA.

 


Neyi ne kadar bilebiliriz? Nasıl öğreniriz? Epistemolojik felsefi kuramlarını bu iki temel soru sürekli meşgul ederken, biz  içeriğinde zorunlu olarak   yer alan bir başka  soruyu  öne çıkaralım: Neden bilmeliyiz? Tüm ideolojilerin, tüm kurum ve kuralların kendi varlık sebepleri olarak da gördükleri bu soruya verdikleri yanıt yüzeyde hiç değişmez: yaşama anlam katmak için! Peki ama kurumlar ve kurallar tarafından bize öğretilenler yaşamımıza neden bizim istediğimiz gibi  bir anlam katamıyor? Düşündüğümüz hayat bu muydu?

İngiliz roman yazarı ve  dil bilimci Irıs Murdoch, birkaç kelimede bilginin –eğitimin işlevini açıklar:” eğitim düşündüğünüz kadar önemli değildir; sırf eğitimli olduğumuz için mutlu olmayız. Ancak eğitim bizi özgürleştirir, kulaklarımızı açar, gözlerimizi açar, ışığın nereden geldiğini gösterir.”   

Biz mutluluğa değil, “özgürlüğe mahkumuz.” O halde okudukça, öğrendikçe, yaşadıkça bizi olumsuzluğa mahkum eden tüm bilgileri, yukarıda andığımız epistemolojik bilgi kuramları içinde nasıl bir yere oturtarak yaşamımıza aydınlık bir anlam katabileceğiz?  Ve neden biz insanlar özgürlüğü değil, bağımlılığı yaratan bizi gerçek yetilerimizden uzaklaştıran, insan olmak yolunda ayağımıza prangalar takan bilgileri seviyor, koruyor, vazgeçemiyoruz? Korunaklı limanlarda yaşamanın rahatı karşısında ıskaladığımız değerler nelerdi?

Zorba, Nikos Kazancakis’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış bir başyapıt. Eserde aslen Yunan asıllı İngiliz yazar Basil ( Alen Bates), Girit’te babasından kalan maden’i görmek için Yunanistan’a gelir. Daha yolculuğun başında Aleksi Zorba  (Anthony Quinn) isimli bir köylü ile karşılaşır; onun yanında çalışma ısrarına dayanamayarak birlikte madenin bulunduğu kasabaya gelirler. Çok farklı dünyaların ve farklı kültürlerin karakteri olan ikili kısa sürede ayrılmaz dost olacaklardır.Tüm yaşamı boyunca kitap okumuş, kitap yazmış yazar Basil, Zorba sayesinde, daha önce temas etmediği yaşam alanlarında gezinecek, tatmadığı duygularını  fark edecektir. Hayatında hiç kitap okumamış, okuma yazma dahi bilmeyen Zorba’nın duygusal ve fikirsel zenginliği, yaşama sevinci, mücadeleci ruhu karşısında  “ ben sadece kitap okumuşum” diyecek kadar geçmişini, ben’ini, varoluşunu sorgulayacaktır.

“Zorba” filmi, asla bilginin gereksizliği üzerine bir alt metin taşımaz. Sadece bilginin neye hizmet etmesi gerektiği üzerinedir. Yılarca okuyarak meslek sahibi olan bireylerin,  şimdi nasıl oluyor da bu derecede kültürel birikimleri ile bu derecede kültür yoksulu sığ yaşam yaşadıkları ile ilgilidir. Sinema tarihinin en ağır sistem eleştirilerini ortaya koyan bir başka yönetmen M. Haneke’nin, “Duygusal Buzlaşma Üçlüsü” olarak da  anılan ve üçlünün ilk filmi olan “7.Kıta” da, modern hayat süren entelektüel bir karı kocanın çocuklarını da yanlarına alarak gerçekleştirdikleri intihar eylemi, hafızalardan çıkmayacak ve bizi  belki de yanıtlarını kendimizden başka kimsenin vermeyeceği sorularla baş başa bırakacak sekanslar taşır. Özellikle ailenin intihara giden yolda evdeki tüm eşyaları kırması yanında kitaplıktaki tüm bilimsel ve edebi eserleri de tek tek yırtmaları, yok etmeleri düşündürücüdür. Hiç bir zaman kendi gerçek yaşam deneyimlerinin ifadesi olmamış, yaratımına hiçbir zaman katılınmamış eserlerin, bilgilerin tutsaklığında geçen bir ömür! Düşünülen bir yaşamın anlamını değil de, ötekilerin istediği bir yaşamın anlamını kuran bilgiler. Kişiyi özgürleştiren değil, sisteme adapte ederek her geçen gün daha fazla tutsak kılarak yaşamı yoksullaştıran öğretiler, kurmacalar.   Modern bilgi kuramları dış dünyayı bilmeyi aslında olanaksız hale mi getiriyor? Bu bilgilerin taşıyıcısı biz insanlar körlük mü yaşıyoruz? İçimizde duyduğumuz bu boşluk duygusu, neden bilimlerin ışığında bir türlü dolmuyor?

 

Yazar Basil, aklın (!) karanlığı ile tanışmamış cahil (!)  iri yarı bu adamla mutsuzluğunu, içsel çatışmalarını yenecek, en başarısız olduğu bir anda kol kola girerek daha önce hiç yapmadığı bir başka özgür eylemi gerçekleştirecektir: dans!   

Olması gerektiği gibi, mutsuzluk ve mutluluk arasında durmadan salınan hayatlarımızda,  acının sınır durumlarına geldiğimizde yeni bir yaşam felsefesi kurmak için bazen geç olabilir. Geçmişe dönüp de “ben istediğim hayatı yaşayamadım, bana öğretilenler beni mutlu etmedi”  dememek için,  “Neyi? Nasıl? Ne kadar bilmeliyiz?”  yanında, neden bilmeliyiz'i çok önceden düşünmüş olmak gerekir. Bu soru kendimizi tanımakla ilgilidir.

Toplumsal dünyayı bilmeyi sadece epistemolojik bir problem olarak görürsek, anlam yaratmak mümkün olamamaktadır. Oysa” anlama etkinliği “der W.Dilthey “ikili bir diyaloga bir üçüncü olarak dışarıdan bakmak değil, diyaloga doğrudan doğruya ikinci öğe olarak katılmak demektir. Ve bu noktada anlama gerçek iletişimsel bir boyut kazanıyor.” Filmin olay örgüsü boyunca yaşadıkları sonucunda yazar Basil, finalde daha öncekinden farklı olarak dışarıdan değil, katılarak iletişim kurarken, kasabanın insanlarının dışarıdan, büyük öteki’den tarafa bildikleri,  linç kültürünün sınırlarını aşamıyor.

Kazancakis’in “Zorba”  romanı ile yönetmen Mihalis Kakogianis’in “Zorba” filmi, yaratıldıkları günden bu güne değişmeyen insani dramı ele alıyor. Romanı bunu dili gereği mekanı sabit tutarak zaman içinde farklı kiplerle, film ise zamanı sabit tutarak (şimdiki zaman) mekana dinamik bir hareketlilik vererek yapıyor. Roman yine doğası gereği sınırlı sayıda sözcükle sınırsız hayal dünyamızda imge yaratırken, film’de doğası gereği, sınırsız sayıda imgeden seçtikleri ile hayal dünyamızda, zaten görünenin zenginliği  karşısında sınırlı sayıda imge yaratıyor. Ve her iki eserde farklı dilde aynı gerçekliğe işaret ediyor: yaşam bilgisi özgürleştirir.

"Bir kitap okudum hayatım değişti" sözünün  yaşantımızda hiç  gerçekleşemediğini gördüysek, o kitabı okumadan önce o kitapta yazılanlar hakkında “yaşantılarımız açık olması” ( Nietzsche) gerektiğini anlamış olmalıyız. Tıpkı şairin (Sheakespeare) dediği gibi, “nasıl baş edebilir azgınlıkla bir gül; bütün gücü açılışı kadarsa eğer.”

Zorba ne yapsın, bütün gücü sirtaki dansında, tutması için  insanlığa uzattığı  kolu kadarsa eğer..


(Mahur Özmen)



 



» Aktif Ziyaretçi: 1 » Bugün Gelen: 266 » Toplam Ziyaretçi: 74312 » Bu sitemizi ziyaretiniz